inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

 

Ankara Barosu

Eleştiri Toplantısı

14 Ocak 2005

Ankara Barosu yönetim kurulu 14 Ocak 2005 tarihinde "Eleştiri Toplantısı" yapacağını 2004 yılının Aralık ayının ilk günlerinde -kurul başkanlarını atama krizinin hemen akabinde- duyurmuştu. Bu toplantının dokümanı yayınlanmadı. Ancak toplantı öncesinde dağıtılan başkanın açış konuşması sitemizde yer alıyor.

Toplantıda Neler Eleştirilmiş?

Bu yazı toplantının video kaydına dayanılarak hazırlanmıştır.

Toplantıda ilk eleştiriler sayın Mehmet Nalçakar'a ait. Sayın Nalçakar'ın eleştirileriyle sorularını, verilen cevapların özü ile birlikte aşağıda bulacaksınız.

  1. Kurul başkanlarının atamasının yönetim kurulu tarafından yapılacağının sayın Tacar Çağlar tarafından söylenmiş olmasına içerlemiştim. Bu nedenle baro çalışmalarından uzak duruyordum eleştirisini sayın Coşar "Demokrasilerde atananlar seçilenlerin iradesine tabidir. Yönetim kendi anlayışına uygun insanlarla çalışmak istiyor. Çalışmalıdır." şeklinde cevaplıyor.

  2. Baro yöneticileri önceki dönem yöneticileri kadar makamlarında durmuyorlar eleştirisini sayın Coşar "Her sabah 10 civarı geliyorum. 10 gündür büroma uğramadım. İşimiz ya da görevimiz dışarıda olmayı gerektiriyor. Aynı şekilde genel sekreterimiz ve başkan yardımcımızda geliyor." şeklinde cevaplıyor.

  3. CMUK sertifika eğitiminde Ankara'dan katılacak eğitmen yok muydu da İstanbul'dan eğitmen getirilmişti? sorusuna cevaben  sayın Tacar Çağlar "CMUK sertifika eğitiminde İstanbul’dan anlatıcı getirdik önceki dönemde de getiriliyordu." diyor.

  4. CMUK eğitimi için geçen yıl eğitime katılanlardan 125 milyon TL. alınmıştı ve yemeği, kahvesi dahil eğitim beş yıldızlı otelde yapılmıştı. Bu yıl hem ABEM de yapılıyor ve hem de eğitime katılacak olanlardan 150 YTL isteniyordu. Neydi bu? Yoksa önceki yöneticiler eğitim masraflarının bir bölümünü barodan mı karşılamıştı? sorusuna cevaben sayın Çağlar ve Coşar özetle "Daha önce CMUK eğitimi masraflarının bir bölümü TBB kaynağından alınarak karşılanıyormuş. Bu dönem otel ücreti 400 milyon TL. (önceki dönemin 2 katından fazladır) tuttuğu için ABEM'de yapıyoruz." diyor.

  5. İlan panolarına asılan iddia ve cevaplar (bkz. inisiyatif ilgili forumu) şeffaflık sağlama amacının ötesine geçmemiş miydi? sorusuna cevaben  sayın Coşar "Biz açıklıktan yanayız. Bize gelen yazıda tehdit var. Bende işlerini kolaylaştırdım. Şikâyetlerini ilan ettim. Bu arkadaşlarımız bizi her yere şikâyet etti. Kadın Hakları merkezi bir siyası partinin organı gibi çalıştırılır mı? Karar defterlerinde faaliyetleri boş. Bu merkez ne yaptı diye araştırma yaptık. Baroda kayıt bulamadık." diyor.

  6. ABD de bir baro başkanının makam arabası olmayabilirdi. Ama başkentin barosu olan baromuz başkanının baroya yakışanı tabir ettiği kırmızı plakalı aracının satılmaması gerekmez miydi? Üstelik araçların satılmasına çok muhalefet olmuştu ve bilindiği kadarıyla başka üç baro başkanı TBB'den araç talep ediyordu. Yani, diğer baro başkanları araç talep ederken Ankara Barosunun makam araçsız bırakılması doğrumuydu? sorusuna cevaben sayın Coşar, her ne kadar kamu kuruluşu gibi değerlendirilseler de baroların sivil kuruluşlar olduğunu, buna uygun davranmaları gerektiğini ve kırmızı plakalı arabalarının olamayacağını vurguladıktan sonra "Gittiğiniz yerde neyle gittiğiniz değil içerideki duruşunuz önemlidir. Araba ile iktidar da kazanmazsınız güç de kazanmazsınız." diyor ve neden araba istemediğinin kişisel boyutunu açıkladıktan sonra ve bu kişisel boyutuna da saygı gösterilmesini istiyor.

  7. Yönetimin ilk günlerinde kaç lira masraftan kaçınmak için Manisa toplantısına katılmamışlardı? sorusun cevaben sayın Coşar "Ben TBB başkan adayı olmadığım için baro baro dolaşmadım." diyor.

  8. Necatibey caddesindeki Oyak binasında bulunan lokalin açılmasından neden vaz geçilmişti? Oysa önceki yöneticilerin seçimden önce bu binayı kendisine ve diğer (DSAG) aday adayı İsmal Atak'a gezdirdiklerini ve kendilerinin de "çok güzel olmuş teşekkür ederiz" dediklerini biliyordu. Bu soruya cevaben sayın Coşar özetle "Ben, Necatibey 51 no’ya götürüldüm. İsmail’i bilemiyorum. Teşekkür ettim. 2.5 milyar TL. aylık yönetim gideri var. Lokal 8. katta su çıkmıyor. Güvenlik sorun akşam 20 de kapısı kapanıyor. Sıcak su yok. Baca yok. Yani sıkıntılar var. Lokal olarak kullanıma elverişli değil. İki merkeze tahsis ettik. Dokümantasyon merkezi haline gelecek." diyor.

  9. Bu lokal için 80 küsur milyar TL harcandığını ve eğer bu paranın çarçur edildiğini düşünüyorlarsa önceki yöneticilere rücu etmeyi yeni yönetim düşünüyor muydu? Bu soru cevaplanmamış. Önceki sorunun cevabı ile yetinmek gerekiyor.

  10. Adliye'deki park ücretinin düşürüleceği vaat edilmişti. Neden düşürülmemişti? sorusunu sayın Coşar "Otopark ücretinin indirileceğini vaat etmiştik. Sorunumuz şu oldu. Büro yakınlığı nedeniyle otopark olarak kullanan var. Saatli yapalım dedik. Sistemi oluşturmaya çalışıyoruz." şeklinde cevaplıyor.

  11. Genel kurul kararı ile uygulanan staj yönetmeliğinin yönetim kurulu kararı ile değiştirilip uygulanması hukuk ve geleneğe uygun muydu? sorusunu sayın Coşar özetle, "Staj kurulu yönetmeliğini de facto değiştirdik. Bizde yetkimizi kullandık. Yönetmeliğe göre 3 yıllık seçiliyordu. Staj işleyişi yatılı bölge okulu gibiydi. Biz usta çırak ilişkisine dönüştürdük. Staj bitim belgesi ücretini kaldırdık. Yasal dayanağı yok. Staj kaydiye ücretini de kaldırılacak. ABAYS üyeliğini ihtiyari yaptık. Olması gerekende buydu." şeklinde cevaplıyor.

  12. Önceki yönetim döneminde olduğu gibi kurullar arası periyodik toplantılar olacak mıydı? Ne zaman ve nasıl yapılacaktı? sorusuna karşılık sayın Coşar "kurullar arası periyodik toplantılar olacak" diyor. (Bu yazının yayınlandığı tarihte zaten yapılmıştı)

  13. Önceki yönetim döneminde ABAYS'ın belirlediği fotokopi masrafı 78 bin iken fotokopi bedeli 50 bine nasıl düşürüldü? Aradaki fark baro tarafından mı karşılanacaktı? sorusuna sayın Coşar "Fiyat analizine göre fotokopi maliyeti 25 bin lira idi. 50 bin lira yaptık. İkinci bir fotokopi makinesi koyduk. Fotokopiden baro zarar etmiyor." diyor.

  14. Eski yöneticilerle fikir teatisinde neden bulunulmuyordu? Arada bir kırgınlık mı vardı? Nedenini bilmek istiyoruz şeklindeki soru ve eleştiriyi sayın Coşar özetle "Devir teslim töreni görkemliydi. Ama o günden sonra hiçbir arkadaşımız bizi brife etmedi. Bizim eski yönetimle sorunumuz olmaz, eski yönetiminde bizle olmaması gerekir." şeklinde cevaplıyor.

Cevapları ve tartışmaları uzun olarak belirtmedik ya da doğrusu böyle bir işi üstlenmedik. Ankara Barosu toplantı videosunu metne dönüştürüp 2003 yılının Temmuz ayında değiştirdikten sonra bu güne kadar hal yoluna koyamadığı web sitesinde yayınlarsa herkes ayrıntı hakkında bilgi sahibi olabilecektir. Ancak, hemen belirtelim Ankara Barosu her isteyen meslektaşımıza toplantının görüntü ve ses kaydını CD olarak vermektedir.

Toplantıda başka konuşmalar ve sayın başkanın cevaplarına karşı itirazlarda var. Ancak, doğrudan dilek ve temenniler dışındakilerin hepsini yukarıdaki 14 maddeye sokabiliriz. Maddeleri sayın Nalçakar'dan farklı numaralandırmış olabiliriz. Ancak, sayın Nalçakar'ın ilk konuşmasında belirttiklerinin tamamı özetlenmiş olarak yukarıda yer almaktadır.

Bu yazının dayanağı video kaydında, toplantı sonrası ikram sırasındaki konuşmalar ve tartışmalar yer almadığından sayın başkan ve/veya yönetim kurulu üyelerine iletilen başka şikayet ve serzenişlerin olup olmadığını ve varsa sayın başkan ve/veya yönetim kurulu üyelerinin ne cevap verdiğini bilemiyoruz. Çoğu kişisel yorumları içerdiğinden, ikram sırasında hazır bulunanlardan duyduklarımızı yazmak ve/veya yorumlamak da istemedik.

Yorumumuz

Toplantının Niteliği

Ankara Barosu başkanı sayın Vedat Ahsen Coşar'ın ve yönetim kurulunun eleştiri toplantısını düzenlemekteki amaçları başkanın açış konuşması metninde açıklanmış. Farklı bir düşüncede olduklarını ve esas amaçlarını gizlediklerini iddia edebilecek bir veri henüz ortada olmadığına göre aksini iddia edebilmek te şimdilik mümkün değil. Ancak, toplantıya katılanların görüşleri acaba neydi? ya da katılanlar bu toplantıyı ne olarak algılamışlardı?

2004 Baro seçimleri sonuçlarına bakıldığında ana muhalefet Baroda Birlik Grubu (BBG), diğer muhalif ise Çağdaş Avukatlar Grubudur (ÇAG). Eleştiri toplantısına yaklaşık 50 kişi katılmış. Bu sayının %20 sini ise zaten yönetim kurulu oluşturuyor. Kalan 40 kişi içerisinde ise BBG ve ÇAG'ın olduğunu söyleyebilmek güç. Her iki grubun sadece seçim listelerinde yer alan isimler gelseydi zaten salonda oturacak yer kalmazdı. BBG ve ÇAG adına konuşanda olmamış. ÇAG başkan adayı sayın Hüseyin Biçen'in konuşması ise sadece kendisi ile ilgili şikayet konusunda. Yani muhalefet eleştiri toplantısında YOK. Bu durum yönetime muhalefet olmadığı anlamına gelir mi? Evet gelir. Rahatlıkla söyleyebiliriz; ANKARA BAROSUNDA YÖNETİME MUHALEFET 14 OCAK 2005 TARİHİ İTİBARIYLA YOK. Aslında bu yeni bir durum da değil. Ankara Barosu yönetimlerine muhalefetin olmaması uzun sayılabilecek bir süredir devam ediyor. Genel kurul yaklaşırken ve genel kurul sırasında bir koltuk savaşı olur. Hepsi o. Son seçimler öncesinde BBG ve ÇAG'ın seçim çalışmaları, yeni yönetim döneminde muhalefet olabileceği izlenimini veriyordu. Ama yönetimin ilk üç ayı için bu izlenimin doğru olmadığı ortaya çıktı. Tabii, muhalefet şimdilik yok demekle kolay yolu seçtik. Belki de muhalefet bu ilk toplantıda gözlemci kalmayı tercih etti. Toplantının niteliği hakkında kuşkular taşıyordu. Bu da bir olasılık. Çünkü, Ankara Barosu yönetim kurulu 14 Ocak 2005 tarihinde "Eleştiri Toplantısı" yapacağını 2004 yılının Aralık ayının ilk günlerinde -kurul başkanlarını atama krizinin hemen sonrasında- duyurmuştu. DSAG (Demokratik Sol Avukatlar Grubu) yapısı ve yaklaşımlarına aykırı olarak kendi grupları dışında bütün baro üyelerinin çağrıldığı bu toplantının gerçek amacının, "kendi grupları içindeki huzursuzluğu gidermek olup olmadığı" sorusunun muhalefetin kafasını kurcalaması doğaldır. Toplantının 200 kişilik bir salonda yapılmasının planlanmış olması da ister istemez fazla kişinin katılmasının istenmediği izlenimi vermiş olabilir.

Toplantıya katılanların çoğunluğunun DSAG grubundan ve hatta grubun önde gelenleri ya da ayrıcalıklı fertleri olduğu anlaşılıyor. Olasılıkla toplantıyı da kendi gruplarının toplantısı olarak algıladılar. Çok doğal. Böyle bir toplantı ilk kez yapılıyordu. "Ne demekti "Eleştiri Toplantısı"? Baro büyükleri eleştirilir miydi? Hele tüm avukatlara açık eleştiri toplantısı olacak iş miydi? Ne yapılırdı ki bu toplantıda?" sorularının DSAG yandaşlarının kafasında dolaştığını ve hatta aralarında konuşulduğunu tahmin edebilmek zor değil. Açıklamaları ve kendilerini tanıtımları da görüşümüzü doğruluyor. Sayın Mehmet Nalçakar sözlerine başlarken “Ben aynı grupta (DSAG kastediliyor) seçim çalışmalarına girmiş, üç dönemdir baro yönetimlerine yardımcı olmaya çalışan, kendimi baroya daha yakın hisseden bir meslektaşınızım. Seçim çalışmalarında da kendi grubumda faal olarak gücümün yettiği oranda çalıştım. Ve listeden de delege oldum Barolar Birliğine” diyerek DSAG ve baro içindeki kariyerini vurguladı. Neredeyse aynı üslupla DSAG ve baro içindeki kariyerini vurgulayarak konuşmasına başlayan sayın Salih Akgül ise "Ben bu salonda muhalefet görmüyorum. Tüm meslektaşlarım DSAG’ın bir ferdi. Muhalefet sözünü kabul etmiyorum. Tabii iktidarımızın başarısı için görüşlerimizi ifade edeceğiz." diyerek toplantının niteliğini vurguladı. Sayın Talay Şenol, sayın Akgül'ün ifadesini toparlayayım demiş ama olmamış. O da, grup içi muhalefet olabileceğinden ve olması gerektiğinden bahsetmekle aslında toplantının niteliğinin grup toplantısı olduğunu söylemiş. Sayın başkan da toplantının bir grup toplantısı olmadığını anlatmak için gayret göstermiş, ama bizce başarılı olamamış. Bu da doğal. Siz ne kadar çaba harcarsanız harcayın anlatabildiğiniz, karşınızdakinin anladığı ya da anlamak istediği ile sınırlıdır.

Anlaşılıyor ki, sayın başkanın ve yönetim kurulunun niyeti ne olursa olsun bu eleştiri toplantısı bir DSAG toplantısı olmaktan öteye gidememiş.

Toplantıdaki Eleştirilerin Niteliği

Türk Dil Kurumunun online sözlüğünde eleştiri "1.Bir insanın, bir eserin, bir konunun doğru ve yanlış yanlarını bulunması amacıyla incelenmesi işi, tenkit: 2.edebiyat  Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik: 3.felsefe  Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama:" olarak tanımlanıyor. Öz eleştiri ise "Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritik." olarak tanımlanmış. Yönetim kurulunun toplantıya çağrısında yer alan "olumlu eleştiri" ve "olumsuz eleştiri" ne anlama geliyor diye Türk Dil Kurumu sözlüğüne başvurduk. Ama, olumlu eleştiri ile olumsuz eleştiri'nin karşılıklarını bulamadık.

Eleştiri kelimesinin karşılığı verilirken "...doğru ve yanlış yanlarını bulunması amacıyla incelenmesi işi" cümlesi dikkat çekiyor. Bu cümleden hareketle, eleştiri eyleminin içinde "yermenin" yeri olmadığını iddia ediyoruz (Bkz. TDK online sözlük "yermek"). Yani, bizce eleştiri "doğru ve yanlış yanların bulunması için bir irdeleme" anlamına gelir ve sadece yanlış olduğunu söylemek yeterli değildir.

Toplantıda söylenenlere, soru ve/veya eleştiri dedik. Aslında bunlar sadece bazı dileklerin doğrudan ya da duyulan rahatsızlık biçiminde tersten ifadesi. Bir kısmı ise bize göre sadece yergi. Tabii, bazı sorularla elde edilmek istenen bilginin ne olduğunu düşünürsek önceki yönetim dönemiyle ilgili olarak sorumluluk taşıyanların rahatsızlıklarının ve kuşkularının olduğu sonucunu çıkarmamak da olası değil.

Dikkat Çekmek İstediğimiz Konular

Sadece toplantıda belirtilen 14 madde ve diğer bahsi geçen konularla ilgili olarak aşağıdaki sorulara ve görüşlerimize dikkat çekmek istiyoruz.

1. Barolar Sivil Kuruluşlar mı? Kamu Kuruluşları mı?

Bu tartışmanın nedeni sayın Coşar'ın makam arabası konusundaki açıklamaları ile sayın Ümit Bulut'un baro yazışmalarında hitabet konusundaki itirazlarıdır.

Anayasamızın 135. maddesi meslek kuruluşlarını ve üst kuruluşları tanımlarken "Kamu kurumu niteliğindeki" tanımlamasını kullanıyor. Yani meslek kuruluşlarını  kamu kurumu niteliğinde kabul ediyor. Madde aynıyla "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir." biçiminde.

Bu durumda baroların kamu kurumu niteliğinde olduklarını tartışmak olası değil. Anayasamızın kabulüne göre barolar kamu kurumu niteliğinde. Peki kamu kurumu nedir? Yine öncelikle TDK online sözlüğe bakıyoruz. Sözlükte kamu "1.Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü. 2.Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme: 3.sıfat, eskimiş  Hep, bütün:" olarak tanımlanıyor. Kamu kurumu ise "Belirli kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla oluşturulan kamu tüzel kişisi." olarak tanımlanmış. Ülkemizde kamu deyince "Devlet"in yani bir başka ifade ile "Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü"nün anlaşıldığı bir gerçek. Ancak, meslek örgütlerinin niteliği açısından anlaşılması gereken kamu, "Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme"dir. Ve biz kelimenin "Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme" anlamına geldiğini kabul edersek, baroların halkın bütününe hizmet veren meslek örgütleri olduğunu ve fakat devlet kuruluşu olmadığını kabul etmekte ve ettirmekte zorlanmayız. Bunun sonucunda baroların kırmızı plakalı makam aracının olamayacağı ortaya çıkar.

Baroların "kamu kurumu niteliğinin" doğru saptanması önemlidir. Çünkü baroların nerelerle nasıl yazışma yapacağı, hangi devlet kuruluşuna ve makamına nasıl hitap edeceği, öncelikle niteliklerine ve peşi sırada kendilerinin kurumlar arası hitabette saygı kurallarını nazara alarak düzenleyecekleri yazışma kurallarına göre belirlenir. Baromuzun kalemi için yayınladığı bir yazışma usulleri her halde vardır. Önceki yönetim döneminde ISO eğitimleri verildiğine göre en geç o tarihlerde hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Yoksa, önceki dönem yönetim kurulu sayman üyesi olan sayın Ümit Bulut yeni yönetimin iki yazışmasında kullanılan "arz ederim" ifadesinin yanlış olduğunu neden söylesin ki?

2. "Demokrasilerde atananlar seçilenlerin iradesine tabidir" mi?

Söze itirazımız yok. Ankara Barosu yönetim kurulu seçildi ve baronun çalışanlarını hem atama, hem de görevlendirme hakkına sahip. İşten çıkarma hakkına da sahip. Hiç tartışmasız. Ancak, "hangi baro üyesini hangi koşullarda atama yetkisi var?" sorusunu cevaplamak gerek ki, kuralın baro üyelerini kapsayıp kapsamadığına karar verilebilsin.

Atama ve görevlendirmeyi ayrı olarak belirttik. Çünkü "atamak" ve "görevlendirmek" farklı eylemleri tanımlayan iki ayrı fiildir.

Çalışanlarını atamak dışında baro başkanı ve/veya yönetiminin başka kimleri atama yetkisi var? ve nerede belirtilmiş? Aklına, CMUK servisi gelenler olabilir. CMK md.74/2 ye bakmalarını öneririz. Orada bahsedilen görevlendirmedir.

Avukatlık kanunun 97/4 maddesinde belirtilen baro başkanı görevi ve baro çalışanlarını atamak dışında bize göre baro başkanı ve/veya yönetim kurulunun atama yetkisi bulunmamaktadır. Hele hele belirtilen istisna dışında baro üyesini atama yetkisi hiç yoktur ve olabileceği düşünülmemelidir.

Cümleyi değiştirelim ve "Demokrasilerde görevlendirilenler seçilenlerin iradesine tabidir" şekline getirelim. Şimdi hiç olmadı. Genel doğru olarak kabul edebilmek mümkün değil. Çünkü görevlendirilenler her zaman seçilenlerin iradesine tabi değildir. Hatta, çoğu zaman atananların iradesine tabidir.

Unutmamak gerekir ki avukat ile meslek kuruluşu arasındaki ilişki avukatlık mevzuatında belirtilmiştir. Meslek kuralları da bu mevzuatın parçasıdır. Ancak, atama, tayin ve/veya görevlendirme sadece kanunla tanımlanabilecek bir yetki olduğuna göre Avukatlık Kanunu'na bakmamız gerekiyor. Avukatlık Kanununda madde 97/4 ve 41/2 (kaldı ki 41/2 de "tayin" ve "tayin eden" bizce yanlış yazım olup doğrusu "görevlendirme" ve "görevlendiren" biçiminde olmalıdır)dışında tayin ya da atama ile ilgili başka hüküm var mı? Yoktur. Avukatın baro başkanı tarafından görevlendirilebileceğine ilişkin maddeler  (örneğin md.42) dahi istisnaidir ve sadece belli bir duruma ilişkindir. Avukatlık Kanunu yönetmeliğinde "atar" gibi bazı ifadeler kullanılmış ise de bu yanlıştır ve yanlış örnek oluşturmaz.

3. Yönetimin staj yönetmeliğine harfiyen uyması gerekli mi?

Bizce yönetimler kurallara uymak zorundadır. Hukukun üstünlüğü prensibinin gereğidir.

Baroların staj yönetmeliklerinin dayanağı TBB Staj yönetmeliğinin "Barolar, Avukatlık Kanunu ve Yönetmelik hükümleri ile kendilerine verilen staj eğitim görevinin; bilimsel ilkelere uygun ve sürekli olarak yerine getirilmesi amacıyla Staj Eğitim birimleri oluşturabilirler. Bu birimlerin kuruluşu, işleyişi, yetki ve sorumlulukları ile benzeri konular her Baronun kendi genel kurulunca bu Yönetmelikteki ilkelere göre kabul edeceği iç Yönetmeliklerle belirlenir." hükmünü getiren 22. maddesidir. Ankara Barosu yönetimi eğer staj yönetmeliğine uymamış ise bir genel kurul kararına uymamış demektir ve sorunun çözümü genel kuruldadır. Yani, Ankara Barosu yönetimini genel kurulun kabul ettiği yönetmeliğe uymamakla suçlayanlar ya olağan genel kurulu bekleyeceklerdir (ne kadar zaman kaldığını sitemizin 2004-2005 sayfasından sürekli izleyebilirler) ya da olağanüstü genel kurulu toplamak için kolları sıvayacaklardır. Tabii bu bizim kurallara göre düşünebildiğimiz yol. DSAG'ın bu tür konularda alternatif çözüm yolları bulmaktaki maharetini asla reddetmiyoruz.

Yönetim kurulunun, staj yönetmeliğini (tam adı Ankara Barosu Staj Kurulu İç Yönetmeliği'dir)nasıl ihlal ettiği konusunda toplantıda bir açıklama yapılmamış. Yani yönetim kurulunun yönetmeliği nasıl ihlal ettiği belli değil. Temeli olan bir iddia olursa bizde görüşümüzü açıklarız tabii. Ancak, o güne kadar bizce, Ankara Barosu yönetim kurulu Ankara Barosu Staj Kurulu İç Yönetmeliği'ni ihlal etmemiştir.

4. Baro kurul/komisyonlarının üyelerini ve başkanlarını kim seçmelidir?

Bu soruyu cevaplayabilmek için önce, baro kurul ve/veya komisyonları ile yeni yönetimin uygulamasında yer alan merkezler ve kulüplerin niteliklerini anlamak gerekir. Daha doğru bir ifade ile yönetimin kafasındaki kavramların ne olduğunu bilmek gerekir. Yönetimin bu kavramlardan ne anladığını ve amaçlarının ne olduğunu bilmeden tartışmak ya da tartışma başlatmak hiç kimse için yararlı olmayacağından bizce gereksiz.

Kurul ve komisyon için önceki yönetim döneminde hazırlanan bir yönerge ve hatta her kurul ya da komisyon için ayrı bir yönerge vardı. Bu yönergelerde tanımlamalar da yer alıyordu. Şimdi bu yönergeler yürürlükte mi? bilemiyoruz. Ankara Barosu yönetimi, kararlarına aykırı yönerge hükümlerinin geçerli olmadığı açıklanmıştı (bkz. 02.12.2004 tarihli yazı sondan üçüncü paragraf). Yani, bu yönergelerin yürürlükte olduğu kuşkulu olduğu gibi yürürlükteyse bile hangi maddelerinin yürürlükten ne zaman kalktığı ya da ne zaman kalkacağı belli değil. Bu belirsizlik ortamında eleştirmek ve/veya tartışabilmek bizce mümkün değil.

5. Şeffaflıktan Ne Anlaşılıyor?

Ankara Barosu yönetiminin şeffaflık anlayışını zaman içinde kavrayacağız. Ancak, DSAG yandaşlarının çoğunda baro yönetiminin anlayışına en azından azıcık yakın bir şeffaflık anlayışı olmadığına 14.01.2005 tarihindeki eleştiri toplantısının kaydını izlediğimizde kanaat getirdik.

Belirtmeden geçemeyeceğiz. Ankara Barosu yönetiminin şeffaflık anlayışını zaman içinde kavradıkça eleştirmek esasen ve öncelikle muhalefetteki iki grubunun görevidir.

Sonuç

  1. Ankara Barosu yönetimi ve büyük olasılıkla yönetimlerinin bir parçası olarak gördükleri kurul/komisyon/merkez/kulüplerde görev alan baro üyeleriyle bazı kavramları farklı algılıyor olmamız büyük olasılık. Bu doğaldır. Kişilerin duruşlarını dünya görüşleri belirler. Aynılar aynı yerde durur, farklılar farklı yerde. Ve inanıyoruz ki, hiç kimse mutlu olmadığı ve/veya kabullenemediği ve/veya kendisinin kabullenilmediği bir ailenin fotoğrafında yer almak istemez. Hani isteyebilir de tabii. Ama, evden kaçıp bir süre sonra dönenler fotoğrafta iğreti durmazlarda, fotoğrafa dahil olmaya çalışan yabancılar nedense bir iğreti dururlar.

  2. Ankara Barosu yönetiminin kavramları ile bakış açısı aslında kendi grupları ile düşünce düzeyinde çatışma içinde değil. Sayın başkanın cevaplarının dayandığı düşünceyi ve kavramları eleştirebilen, kendini seçen grup içerisinde şimdilik yok. Serzenişlerin hemen tamamı birilerinin ayağına basılmış olmasından ya da birilerinin ayağına basılma korkusu taşımasından kaynaklanıyor gibi. Sayın Coşar'ın cevapları bize göre çok yeterli. Bazı cevapları aslında birden çok mesaj da veriyor. Tabii anlayana. Cevapların en azından bir bölümünün, yeterince tatmin edici olmadığı için yeterince kaliteli olmadığını söyleyenler çıkabilir. Unutmamak gerekir ki, cevapların kalitesini öncelikle sorular belirler.

  3. Ankara Barosu yönetiminin üç aylık dönemlerde tüm baroya açık "eleştiri toplantısı" yapacağını ilan etmesi ve ilkini yapmış olması kuru teşekkürlerle değil, arkasında durularak ve toplantılara en geniş katılımı sağlayarak tebrik edilmelidir. Bunun yolu da öncelikle Ankara Barosunun muhalefetini oluşturan Baroda Birlik  Grubu ve Çağdaş Avukatlar Grubunun somut ve acımasız eleştirileri ile toplantılara katılmalarından geçecektir. Umarız bu toplantılar ilk yapıldığı salondan daha büyük salonlarda yapılmayı gerektirecek kadar kalabalık olur. 7600 üyesi olan baroya da, daha geniş salonlarda çok daha kalabalık toplantılar yakışır.

 

inisiyatif.net

Ankara, 01/02/2005