Yapılan Baro Ve Hukukçu Tanımı Sadece Baro Başkanını Bağlar; Toplumun,
planın ve devrimin, birey, piyasa ve küreselleşmeyle değiştiğini varsayan
anlayış baromuza ait olamaz.
Baro başkanının kurultay programında katılımcılara hitaben yazdığı yazıda,
baroların “gerektiğinde devleti, toplumu ve aileyi terk etmek üzere
düzenlenmiş kuruluşlar” olduğu ve “kamu adına ve kamu için” çalıştığını
söyleyen hukukçuları “her türlü otorite ve iktidar karşısında profesyonel
ricacı” olarak tanımlaması sadece kendisini bağlar. Baro başkanının, “planın
yerini piyasanın, toplumun yerini bireyin, devrimin yerini hukukun aldığı
bir süreci yaşıyoruz” değerlendirmesi ise neo-liberalizmin ilkelerini
anlatmaktadır. Plan, devrim ve toplum ulusal devletlere aittir. Bu
değerlendirme Türkçe’ye çevrildiğinde çıkan sonuç şudur: Ulusal devlet ve
kurumlarını korumak statükoyu korumaktır, o halde ulusal devlet terk
edilmelidir. Bütün meslektaşlarımızın kurultay programını incelemesini ve
değerlendirmesini istiyoruz. Baromuz adına düzenlenen kurultayda Türkiye’nin
içinde bulunduğu dönemin sorunlarına ve ihtiyaçlarına ilişkin hangi konu
başlığı vardır?
Tanzimattan Başlatılan Değişimin Adı “Liberalizm”dir.
Kurultay “Tanzimat’tan Günümüze Değişimin Hukuku” adlı açık oturumla
başlamaktadır. Yani, değişim Tanzimat’la başlatılmaktadır. Liberalizm,
Mahmut Esat Bozkurt’un dediği gibi “doğduğu yerde ölürken, teneşir üstüne
yatırılmış bir ceset gibi memleketimize sokulan sistemdir.” Tanzimat’ın
vardığı yer ise Düyunu Umumiye ve Sevr’dir.
Değişimin bir başlangıcı olacaksa eğer, bu Cumhuriyet’tir. Tanzimat’a ve
Tanzimatçılığa gerekli cevap, halkçı-devletçi Cumhuriyet Devrimi ile
verilmiştir.Gelinen noktada, baro yönetimine liberal anlayışların egemen
olmasıyla Cumhuriyet Hukukuna aykırı olarak ve yürürlükteki kanunlar,
Avukatların kılık kıyafetlerini düzenleyen yönetmelikler gözardı edilerek
Baro Genel Kurullarında türban takılmasının özgürlük olduğu kararları
alınmıştır.
Müktesebata Uyum ve BOP Adına Parçalanmak İstenen Türkiye ve Lozan
Bir tarafta “Türkiye’nin hazmedilmesinden ve sınır uyuşmazlıklarını
çözmesinden” bahseden ve Lozan’ı parçalayan AB Çerçeve Belgesi ve
“müktesebata uyum” adı altında Türkiye’nin çözülmesi dayatılırken; Irak’ta
dünyanın en acımasız terörü uygulanıp, Atlantik ve AB ülkelerinde Ermeni
Soykırımı yalanı yasalaştırılıp, ikiz sözleşmelerle milletimizin dağılması
planına yasal dayanaklar yaratılmışken kurultayın Terör ve Demokrasi’yi,
İnsancıl Hukuku ve Savaş Suçları ve Soykırımı tartışmasının bize hiçbir
yararı yoktur. Bu başlıklar sadece Türkiye’nin içinde bulunduğu yakıcı
sorunları biraz daha gözden kaçırmaya yarayacaktır. Bunlar Türkiye’nin
gündemi değildir.
Feminizm Günün İhtiyacı mıdır ?
Bugün kadınların ihtiyacı feminist hukuk ve feminizm değil, Cumhuriyet
hukuku ve 1923’deki devrimciliktir. Kadın sorunları, ekonomiden eğitime
kadar ülkemizin içinde bulunduğu sorunlardan soyut ve bağımsız değildir. Son
yıllarda artan biçimde, projelere bağlı ve kendisine “kadın hareketi” diyen
bazı küçük ve sözde gruplar kadın sorununu “ Kürt kadının sorunu, Müslüman
kadının sorunu” biçiminde bölmüşlerdir. Bu bölme ve projeye tahvil ederek
“sektör”leştirme bir dönem yararlı olan feminist hareketlerin toplumca
olumsuz biçimde kavranmasına ve büyük kadın kitlelerinin bu mücadeleden
kopmasına neden olmuştur.
Feminizm, cinsiyet sömürüsüne dayanan kapitalizm ve emperyalizme karşı
ulusal ve bağımsız bir kadın hareketi yaratılmasına katkıda bulunuyorsa bir
anlamı vardır. Aksi halde bir grup seçkin kadının kendi iç konuşmaları
olarak kalacaktır.
Kadına Yönelik Şiddet ve Namus Cinayetleri Dolar ve Avro’yla Önlenebilir mi?
Baro Yönetim Kurulu, “Namus Cinayetleri” hakkında, “Türkiye’nin en büyük
ihraç malı ordusudur” diyen, “Türkiye’nin laiklikte fazla ileri gittiğini”
Soros’un danışman kadrosunda yer alıp, dolarlarını kullanarak namus
cinayetlerini önleme projeleri yapan kişiyi çağırmıştır. Atatürk’ün tasfiye
ettiği ancak bir taraftan emperyalizm tarafından hep canlı tutulan
feodalizme, ağalığa, aşiret ve tarikat düzenine dokunmadan namus
cinayetlerini önleme iddiasında olmak, manda ve himaye altında kadın
haklarının gerçekleşeceğini iddia etmektir. AB, ABD ve onun aktörlerinin
paraları ile kadınlara sunulacak “tek hakkın” esaret olduğu Yugoslavya,
Rusya, Afganistan ve Irak örneklerinde olduğu gibi döne döne kanıtlanmıştır.
Bunun verdiği zararı tartışmayanlar, “feminizm” ile aslında kadın
sorunlarının ne kadar uzağında olduklarını göstermektedir.
“Sivil Toplumun” Sözcüleri
Çağrılı isimlerin pek çoğu “sivil toplumun” vazgeçilmez sözcüleri, “kanaat
önderleri”. Hep birlikte “sivilleşme” ve “demokratikleşme” adı altında,
Türkiye’nin açık bir toplum olarak AB’ye uyumu için kamuoyu yaratmak
faaliyetleri içindeler. Sermayenin kurduğu ve kontrol ettiği sözde STK’lar
aracılığıyla “sivil toplumu” inşa ediyorlar, “düşünce özgürlüğü ve insan
hakları” başlığı altında yabancı devlet parasıyla yapılan projelerde
buluşuyorlar. Soros parasıyla resmi adı “Ders Kitaplarında İnsan Hakları”
olan, ancak vatan için yapılan fedakarlıkların dahi insan haklarına aykırı
olduğu söylenen projede buluşanlarla, “28 Şubat’ın irticai bir kalkışma
olduğunu” söyleyen liberalizmin temsilcileri ile sivil örümcek ağının kasası
olan National Endowment for Democracy dergisinin yayın kurulu üyeliğini
yapanların bir arada olmaları bir tesadüf müdür?
Tüm Avukatlara karşı sorumlu olan Ankara Barosu yönetimini, ülkemizin ve
ulusumuzun ihtiyacı doğrultusunda çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.
ANKARA BAROSU ULUSAL BAĞIMSIZ AVUKATLAR
İletişim:
ulusalbagimsizavukatlar@yahoo.com.tr